Türkiye Matematik Kulübü Nasıl Kuruldu?

Üniversite matematik kulüpleri arası iletişimin zayıflığını ilk olarak Yıldız Teknik Üniversitesinde matematik kulübü kurmadan önce diğer üniversitelerin matematik kulüplerine ulaşmaya çalışırken fark ettim. Üniversitemde kulüp olmayışını fark edip ben kurayım bari dedikten sonra aklıma gelen ilk şey diğer üniversitelerin matematik kulüpleri ile iletişime geçip hem tanışmak hem de tecrübelerinden faydalanmak oldu ama üniversitelerin matematik kulüplerine ya hiç ulaşamadım ya da ulaşsam da yeterince destek göremedim, tavsiye alamadım. YTÜ’de de daha önce matematik kulübü çalışmaları olmuştu ama bana herhangi bir birikim kalmamıştı, her şeye sıfırdan başlamak zorundaydım. Matematik kulüplerinden yeterli destek alamayacağımı anlayınca matematikle ilgili olmayan kulüpleri inceleyip kulüp yapısı hakkında fikir edinmeye başladım. İlk senem bu şekilde tecrübe edinmekle geçtikten sonra ikinci sene diğer üniversitelerle iletişim kurma girişimlerine devam ettim. Bu süreç içerisinde de matematik kulüplerinin bir arada çalışması için ortam hazırlamaya çalışan birkaç kişi benimle iletişime geçmişti. Ancak hatırladığım kadarıyla ne demek istediklerini bile anlamamıştım. Benden önce de kulüplerin bir arada olması için çalışmalar yapıldığını duyuyordum ama hiçbiri devamlılığı sağlayamamıştı. Ben de öncelikle bu çalışma yapanları bulup matematik kulüpleri birliğinin neden kurulamadığını anlamaya çalıştım. Uzunca bir süreden sonra şunları fark ettim:

1. Amaçsızlık: Kulüpler birliği kurmak isteyenlerin çoğunda belli bir amaç yoktu. “Matematik Kulüpleri Birliği kuralım bence”den öteye fikri yoktu çoğu insanın. Bu birlik ne yapacak dendiğinde elle tutulur tek cevap birbirimizin etkinliklerini paylaşırız oluyordu. Bu da uğruna birleşmelik çok yüce bir amaç değildi zira sosyal medya sayesinde bunu hiç zorlanmadan yapıyorduk zaten.

2. Küçük ekipler: Birkaç kişinin bir araya gelip haydi matematikçiler birlikte bir şeyler yapalım dediği yapıların sonu hep aynı şekilde bitiyordu: “Bizden başka kimse çalışmıyor.” Aslında kulüp yöneten herkesin oldukça istediği bir şeydi birlikte bir şeyler yapmak. En azından ben hangi kulüp yöneticisiyle konuşsam birlikte neler yapabiliriz muhabbetini geçiriyorduk. O halde neden kimse çalışmıyordu? Çünkü birkaç kişilik bir grubun aklından çıkan fikirler, projeler koskoca Türkiye’nin sahiplenebileceği türden şeyler olmuyordu. Yurdun dört bir yanında çeşitli kulüpler birliği fikirleri vardı. Herkesin bu birlikten beklentisi farklıydı. Dolayısıyla birkaç kişi kimsenin fikrini almadan bu işlere giriştiğinde yalnız kalıyordu. Bunun yanında tabi insanın aklındaki fikri başkasının gerçekleştirmesi egosunu da rahatsız ediyordu muhtemelen, bu sebeple kimse ortağı olmayacağı bir yapıya emek harcamak istemiyordu. Türkiye’nin her yerinden insanlara hitap edecek bir yapı, farklı şehirlerden, farklı şeyler düşünen insanların bir araya gelip, birlikte düşünerek üretmesi gereken bir şeydi.

3. Değişen yönetimler: Bazen her şeyin güzel gittiği de oluyordu. Bazı gruplar hem küçük amaçlar belirliyor hem de insanları projelere ortak edebiliyordu. Ancak kilometrelerce uzaktan birlikte bir şeyler yapmaya başlamak çok fazla vakit alıyordu. Kulüp yöneticileri birbirilerini tanıyıp, birlikte hareket etmeye başlayana kadar kendi kulüplerindeki süreleri çoktan doluyordu. Yeni gelen yöneticilerin de aynı heyecanı paylaşıp paylaşmayacağı tamamen şans işiydi. Zaten böyle bir jenerasyonun bir kere denk gelmesi büyük şansken, ikinci kez üst üste denk gelmesi çok daha zor oluyordu. Eski yöneticiler de yönetimi bıraktıktan sonra genelde kulüp işlerini de bırakıyorlardı. Dolayısıyla yapılan iyi girişimlerin ömrü de kısa oluyordu.

Tüm bu girişimleri ve ortamı gördükten sonra bu birlik fikrinden iyice soğuyup gereksiz bir çaba olduğunu düşünmeye başladım. Ancak kendi üniversitemde de hissettiğim ve tek başımıza çözemediğimiz önemli iki sorun vardı.

1. Etkinliklerin diğer üniversite öğrencilerine ulaşamaması: Diğer üniversite öğrencilerine ulaştıramama sorununun sebebi haberdar edememek değil öğrencilerin başka üniversitenin etkinliklerine kendi üniversitesindekiler kadar ilgi göstermemesi ve kendine yönelik olmadığını düşünmesiydi. Başka üniversitedeki arkadaşlarımı bizim üniversitenin etkinliklerine davet ettiğimde çoğunun tepkisi “Aa biz de girebiliyor muyuz?” oluyordu. Bu sorunun çözümü için kendi üniversitem adına hiçbir çözüm bulamadım, tanıtım metinlerinde de afişlerde de internet sitemizde de elimizden geldiğince herkese açık olduğunu vurgulasak da her etkinlik için dışarıdan şu kadar kişi gelir hesabı yapıp heyecanlansak da etkinlik günü salonun önünde yine çoğunlukla sınıf arkadaşlarımızı karşılıyorduk.

2. Etkinliklerin devamlılığının sağlanamaması: Sadece etkinlik değil, küçük nüfuslu üniversitelerde kulüplerin bile devamlılığı sürekli tehdit altındaydı. Bir üniversitede hem matematiğe ilgili hem de bu konuda proje üretecek, etkinlik düzenleyecek, yöneticilik yapacak insan sayısı zaten 5-10 kişiyle sınırlı oluyor. Bu insanların tesadüfen bir araya gelip, tesadüfen iyi anlaşıp ortaya güzel işler ortaya koyması çok sık gerçekleşmiyor. Bu tesadüf herhangi bir sene gerçekleşip güzel bir ekip kurulduğunda da bu ekibin başlattığı projeleri devam ettirecek insanlar bir sonraki dönemlerde çıkmayabiliyor. Bu sebeple proje ve etkinliklerinde devamlılık sağlayabilen üniversiteler oldukça az. Yalnızca öğrenci sayısı fazla olan üniversitelerdeki kulüpler alt dönemlerinden öğrenciler bulup kulübü ve projelerini devredebiliyor. Bunlarda da kulüp devredilse bile belli aralıklarla devreden-devralan ilişkisi sağlam olmadığı için işler hep sıfırdan başlıyor. Tecrübe aktarımının sağlıklı bir şekilde sağlandığı çok az kulüp var. Bu sebeple projeler devam etse bile hep ilk günkü gibi kalıyor, gelişim göstermiyor. Çoğu zaman bir etkinliğin ikincisi ilkinden daha zayıf oluyor.

Tüm bunların yanında farklı üniversite öğrencileri tek bir isim altında çalışma yapamasa da etkinlik bazlı bir araya gelip proje üretebiliyorlardı. Bahar Matematik Buluşmaları da bunun en önemli örneğiydi. Hem tüm üniversite öğrencilerinin sahiplendiği hem de devamlılığı en az tehlike altında olan etkinlikti. Bunun gibi birkaç etkinlik daha vardı ve artmaya da devam ediyordu. Bir çatı kurmak için bir araya gelinemese de etkinlik yapmak için bir araya gelinebiliyordu. Bir çatı da şart değildi aslında etkinlik yapmak için. Ben de madem birlikte kuramıyoruz, o halde tüm üniversite öğrencilerinin sahiplenebileceği etkinliklerin sayısını artıralım diye düşündüm.

Pi Günü hemen her üniversitenin kutladığı bir gündü. “Kutlama” adı altında yapılan bu etkinlikler genelde bir popüler seminer ve bir pasta kesme seremonisinden başka bir şey olmuyordu. Ben de YTÜ’deki kulübü ilk kurduğumda bu özel ve anlamlı gün için çok daha değerli ve çok daha fazla emek harcanmış bir etkinlik yapmak istedim. Kulüpteki çoğu kişiyi 14 Mart için organize ve motive ettim. Tüm üniversitelerden insanların katıldığı “matematik bayramı” ismine yakışacak bir etkinlik olması gerektiğini düşünmüştüm. İlk 14 Mart (2018) etkinliği YTÜ’de YTÜlülerin katılımıyla gerçekleşti. İnsanların başka üniversitedeki etkinliği sahiplenmeyişini de ilk o gün fark etmiştim. Farklı üniversitelerden gelen katılımcı çok azdı. Ertesi sene pes etmeden 14 Mart 2019 için çalışmalara başladım, bu sefer tüm kulüpleri özel olarak davet edecektim. Hepimiz ayrı ayrı yapacağımıza tek bir yerde bayram havasında bir etkinlik olması gerektiğini anlatacaktım. 2019’da matematikle hiç alakası olmayan sebeplerden etkinliğin tamamını YTÜ’de yapamayacağımızı öğrendik. 2019 için sayın büyük(!)lerimizi rahatsız etmemek için daha fazla detay vermeyeceğim, belki başka yazıya. 14 Mart 2019’daki etkinliği MSGSÜ Matematik Topluluğu ile tamamladık. Pes benim için sadece bir futbol oyunu diyerek 2020 için geri saymaya başladım. Bu sefer etkinlikten 6 ay öncesinden etkinliği kurgulamaya başlamıştım. Türkiye Matematik Kulübünün de dönüm noktalarından biri olan bir kahvaltı organizasyonunda İstanbul’daki aktif tüm matematik topluluklarının yöneticilerine tek bir “Pi Günü” kutlaması yapmamız gerektiğiyle ilgili dil döktüm. İlk başta beklentim her kulübün çaba göstermesi değil sadece kendi üniversitelerinde etkinlik yapmayıp herkesin ortak belirlediğimiz bir organizasyona katılmasıydı. Ancak tüm kulüpler ortak etkinlik için ellerinden ne gelirse yaptılar. Organizasyonda neredeyse hiçbir eksiğimiz yoktu. 750 kişilik salon tutma cesaretini de kendimizde bulmuştuk. Sadece bir konferans ve pasta kesmektense etkinliği “kutlama”ya dönüştürmek için birçok şey yapıyorduk. Her üniversitede ayrı ayrı çalışmalar yapılıyordu. Büyük bir coşkuyla 14 Mart 2020 için gün saymaya başlamıştık. Etkinliği, 12 Mart’ta, 2 gün kala, covid19 pandemisi sebebiyle iptal etmek zorunda kaldık.

Etkinliği yapamadık belki ama etkinlik hazırlıkları bu etkinlikte görev alan onlarca kişi için kulüplerin bir araya geldiğinde neler yapabileceği konusunda örnek olmuştu.

Pandeminin başlangıcıyla uzunca süren depresyon dönemlerimizin sonunda artık Matematik Günü’nün ortaklarından başlayarak tüm kulüp yöneticileriyle teker teker Matematik Günü gibi etkinliklerin artırılması için neler yapabileceğimizi konuşmaya başladım.

Öyle bir yapı olmalıydı ki eski girişimlerde yaşanan sorunlar tekrar yaşanmamalıydı; bu yapı amaçsız kalmamalıydı, küçük bir ekibin bakış açısıyla kurulan bir yapı değil herkesin sahiplenebileceği bir yapı olmalıydı, üniversite kulüplerinin yönetimlerinin değişmesi bu yapının gelişimini engellememeliydi. Bunun yanında da üniversite kulüplerindeki eksikleri tamamlamalıydı; herkesin sahiplenebileceği etkinlikler üretebilmeliydi, etkinliklerinin devamlılığı sağlanmalıydı.

İşte “Türkiye Matematik Kulübü” böyle kuruldu. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir